24 Şubat 2011 Perşembe

Kendininkinden farklı bir dünyada geçsin o günler diye...

“Olmuştu bir kere. Maria’ya söylese miydi? Kendi ruhunu ilgilendiren bir meseleydi. Aslında ona iyilik etmişti söylemeyerek –o ve dua tespihi; duaları, buyrukları ve tiryakiliği. Sormuş olsaydı, yalan söylerdi. Ama sormamıştı. Bir kedi gibi yırtmıştı yüzünü. Zina yapma. Peh. Dul sorumluydu her şeyden. O, Dul’un kurbanıydı. Dul yapmıştı zinayı. İstekli bir kurban”.
John Fante

4 Şubat 2011 Cuma

Dün yoktun!


"Bu hayatta iki tip insan var, kalanlar ve geçenler. Biz kalan adamız evlat. Geçen adam daha sen sınav kağıdına bakarken kırk filozof geçer kafasından. Kalan adam kalır, biz kalan adamız."
-E. Vavien-

Sorumluluk sahibi bir son sınıf öğrencisinin misyonu kaldığı derslerden bir daha kalmamaktır, ha gene kaldıysa bu sefer bildiklerini diğer öğrencilere aktarıp onların kalmamasını sağlamak yegane misyonuna dönüşür. Pikachu'dan Raichu'ya hesabı. Bir üst seviye yani. Sorumlu olmak böyle bir şey biraz. Ben kaldım pişman mıyım, ne diyosun kudurdum! Üçüncü sınıf olsam şimdi çoktan iki bira açmıştım. Son sınıf olunca en az beş bira lazım. Pişman olduklarım sınavlarda ya da ödevlerde yazdıklarım, bire bir diyaloglarda söylediklerim değil aksine söylemediklerim ve yazmadıklarım. Bir daha o dersi alsam kesin bunları söylerim diyeceğim şeyler. Söylemezsem ben çatlarım, -nato kafa nato- mermer çatlamaz. Onlar eşyanın tabiatı gereği damarlı, çatlaklarla dolu. Ecnebiler mutfak bankosunda bile granit kullanıyor, bizimkiler mermere maaş bağlıyor arkadaş, sonra Avrupalı olur muyuz? Eşeğin z.ki olcaz biz.

"En sevdiğim hoca 'bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğim' diyendir."

-Angaralı Sograt-

Pişman olduklarımı anlaşılır bir şekilde listeleyip kendi doğrularımla düzelteceğim ki siz bunları
demek için benim kadar geç kalmayın.


Yanlış 1)

Hoca: X neden gelmiyorsun derse?
Sen: Hocam işim vardı da ondan gelemedim (evet var gerçekten ama asıl neden bu değil)

Doğru 1)

Hoca: X neden gelmiyorsun derse?
Sen: Hocam derse geliyoruz da ne oluyor! Sen habire küfür ediyorsun, ben birbuçuk ay Habermas bizim okulda sandım. Meğer başka bir hocaya küfür ediyormuşsun. Kalan zamanda ne oluyor? Bana kitabı okuyorsun aynen. Ee bunu en son benim ortaokuldaki sosyal bilgiler hocam yapıyordu, zira emlakçıydı. Yani ben evde de okuyabiliyorum çok şükür.

Yanlış 2)

Hoca: X niye bu dönem dersimi almadın?
Sen: Kredim doldu da ondan hocam yoksa çok almak istiyorum.

Doğru 2)

Hoca: X niye bu dönem dersimi almadın?
Sen: Hoca geçen sefer zorla aldık öbürünü de ne oldu, dersin adıyla filozofları arasında bile 80 yıl var. O dönemde daha dersin ismi olan "sen anladın onu" TDK'da yoktu. Zira TDK da yoktu. Gördük bir kere tersten bir kere daha niye göreyim, oradan deli gibi mi duruyorum. Bak bu da Foucault (2006)'ya göre deli yanlış anlama kavram benim değil olay çıkmasın.

Yanlış 3)

Hoca: X kitabımı okudun demi canım?
Sen: Tabii ki okudum hocam, bu mevzuyla ilgilenen her bir Türk genci gibi ben de okudum.

Doğru 3)

Hoca: X kitabımı okudun demi canım?
Sen: Oha! bir de kitap mı çıkardın sen :) Ciddi misin ya, piuuuv, kaç sayfa? Mouse pad olacak kadarsa alırım ihtiyacım vardı.

Yanlış 4)

Hoca: Bak ama ödevin olmamış, anlamamışsın sen bu konuyu. Bir de netten almışsın bazılarını.
Sen: Anlamak için çalışıyorum hocam, ek kaynaklardan yararlanacağım galiba.

Doğru 4)

Hoca: Bak ama ödevin olmamış, anlamamışsın sen konuyu. Bir de netten almışsın bazılarını.
Sen: Hoca iki kelime öğrendiysek netten öğrendik valla. Ya okumaya okuduk kaynakları da ayıptır söylemesi daha lisans öğrencisiyiz hatırladın mı? Sen istiyorsun ki ödev değil tez yazalım.

Evet unutmayalım ki 4 yanlış bir doğruyu götürüyor. O yüzden ne kadar çok soruyu doğru cevaplarsanız o kadar az kaldığınızdan pişmanlık duyarsınız. Yani geçmeniz konusunda pek umudum yok. Ya hadi umudum olsun siz de geçin "bu dersten geçmişsin ama adam olamamışsın" dicekler nasılsa.

Bu yazıyı okuduktan sonra, hocaların ağzından bu sorulardan birini duyarsanız -ki mutlaka duyarsınız- küçük bir tebessümle -tercihimiz kahkaha- hocanın yüzüne bakarsanız bu bile bir zaferdir diye düşünüyorum. Zira orada oturmaktan utanmayanların yüzü kızarmıyorsa, Tefal thermo spot olduklarındandır.




26 Ocak 2011 Çarşamba

15 Ocak 2011 Cumartesi

Bozun büyüyü, ayı boğuluyor!


Arkadaş üzerimde nasıl bir lanet varsa sorumlusu tez elden kaldırsın bir zahmet. Ne ettiysem özür dileyeceğim, yani elimden fazlası gelmez tutamayacağım sözü vermeyeyim şimdi. Yok geliyorsa onu da yaparız. Bu ne cünupluktur anlamadım gitti. Yüz kişiye sorduk: "Dışarı çıkalım mı?" aldığımız cevaplar
a)Hastayım.
b)Anam babam evde.
c)Param yok.
d)Çıkasım yok.
e)Hepsi.
Dedim tamam arkadaş zorla güzellik olmaz, bari arayalım hâl, hatır soralım değil mi, bayram değil seyran değil ama saat 21:00'den 9:00'a kadar iki bin dakikam var, sittin sene bitmez. Hayır ne akla hizmet aldım onu da bilmiyorum bu dandirik paketi ama madem şemsiye girmiş açmaya çalışalım. Aklıma gelen ilk numarayı tuşladım ki telefonun karşısındaki arkadaş "Film izliyoruz sonra ararım ben seni" diye buyurmaz mı. Cidden korktum, normal değil bu durum kursağımda düğümlenen heveslerin sayısı çoğaldıkça işin vehameti artıyor. Bir dur demek için buradan beni lanetleme girişiminde bulunan herkese sesleniyorum. Bozun şu büyüyü kafamdan alın şu kara bulutları. Lütfen!

11 Ocak 2011 Salı

Tehlikenin farkında mısınız?


Sorumluluk sahibi her 4. sınıf öğrencisi gibi dört senedir kalmakta olduğum inkılap dersinin artık verilmesi gerektiğini idrak etmiştim. Kemalizmin şu an hangi sürümünün kullanımda olduğunu bilmediğim için, derse devam eden güncel beyinlere ihtiyaç duydum. Rica ettim notların fotoğrafını çekip bana mail attılar. Alt tarafı 20 Mb dosya indireceğiz 1,5 saat diyor. Olmaz bu iş böyle "internet çok yavaş Orçun, gel daha hızlıya geçelim," dedim "hee tamam" dedi. Onayı alınca Telekom'u aradım, telefon numarasını girdim, bant kaydı bana numaramızın bulunduğu bölgede çalışma olduğunu, internetin yavaş olabileceğini, eğer bunun dışında bir şey yapacaksak 3'e basmamız gerektiğini söyledi. Pişkinliğin bu kadarı. Adam bunu şikayetten saymıyor bunun dışında bir şey yapacaksanıza geçiyor hemen. Neyse, hem notlar inmek bilmiyor hem de "Uykusuz her gece" sloganı içerken yarasa da ders çalışırken yaramıyor arkadaş! Uyumam lazım sabah çalışırım dedim. Sabah 7'ye niyet ettim 8'de kalktım. Notları okumaya başladım, "Beautiful Mind" filmindeki John Nash gibi sanki ekrana bakarken sorular kendiliğinden parlıyordu. Okumam gereken yerlerden çok emindim. Dört yılın tecrübesi boru değil tabii. Derken bir anda bilgisayarda parlayan o resimler tamamen karardı. Lanet olasıca elektrik daha kötü bir zamanda gidemezdi herhalde. Saate baktım 09:07 AM, arkadaş Kemal Paşa haber aldı da mı kestirdi anlamadım. Yukarıdan buraya emrin gelmesi iki dakikayı bulmuş olabilir tabii... Sınava iki saatten az var. Gittim, ya 2. ya 3. sınıftan kalma notlarımı buldum ve oradan çalışmaya devam ettim. Yirmi dakika sonra elektrik geldi bilgisayarı tekrar açtım. Yüz sayfalık notu on sayfaya indiren arkadaşların notunu beş sayfaya düşürdüm, kağıda yazdım. Notlara son bir göz atarken, geçen senelerden hatırladığım "bilmem ne antlaşmasında imzayı atan isim"e bakmak için Google'a durumu anlattım. Sağ olsun beni kırmadı http://www.maxicep.com/turk-ve-dunya-tarihi/antlasmalar-konferanslar-23584.html adresinde aradığım cevabı buldum. Şaka gibi sanki futbolcu transfer ediyorsun, kim attıysa attı ulan imzayı sana ne! Zaten böyle bir sitenin üstlendiği milli şuur göz yaşartıcı o da ayrı. Sınava bir saat kala sayfaları da elime alıp evden çıktım. Dolmuşa bindim, notları çıkaracağım ama tırsıyorum. Hayır arkadaş benim bir dolmuş profilim var, genelde yolcu tarafından kapağı bile zor okunan dolayısıyla bana bir anda 5 level atlatan kitaplarla dolaşmaya alışığım. Sadece ben alışmış olsam bir derece yolcular da alışık. Allah muhafaza "Ulaş yakıştı mı şimdi sana Rauf Orbay, Refet Bele" dese bir daha tövbe dolmuşa binmem. Üniversitede hiç kopya çekemedim ama dolmuşta sanki kopya çekiyormuş heyecanıyla notları çalıştım. Okula gelmeye yakın telefonum çaldı. Hani belki uyuya kalmış olabilirim diye insanlar dürtme ihtiyacı sezmiş. Tabii vizeden düşük alan arkadaşlar finale gelmiyor. Halbuki ben durumun vehametinin farkında bir 4. sınıf olarak, bir sınava ilk defa yarım saat erken gelmiştim. Vizem 70 olmasa belki o bilinç biraz daha düşebilirdi ya neyse. Her tarih sınavında olduğu gibi orta bahçe yine "Sosyoloji Bölüm Yemeği"ni andırıyordu. Her sınıftan, her renkten, her cinsten tarihten kalmış olan mağdurlar birbirleriyle not paylaşırken, ben de deneyim aktarımı yapıyordum. Sloganımız belliydi, "bu sefer geçiyoruz,"... Sınav kağıdı önüme geldiğinde önce bir süzdüm, sonra kafamı kaldırıp etrafıma baktım, sonra tekrar kağıda döndüm. Namaz gibi bir ritüel bu da her sınav yaparım. Arkadaş böyle sorular olmaz olsun ya! "Sivas Kongresi'ndeki bildiriyi imzalarken tereddüt eden aşağıdakilerden hangisidir ?". Ulan gözü mü seyirmiş, kaşı mı oynamış, nereden biliyorsun psikanaliz mi yaptın bre deyus! İnkılapla, inkılap olma Ulaş sen yap dedim. Yapmaya yaptım ama kestiremiyorum kaç alacağımı bir türlü. Sınavdan çıktım kimse üzülmüyor, "nasıl geçti?" diye soruyorum, "ha ha ha sıçtık" diyorlar gülerek. Lüks böyle bir şey işte, ikinci üçüncü sınıftayken lüksün oluyor, her gün sana bayram. "Oğlum istatistiği ne yaptın ?", "ha ha ha ben girmedim bile vizeye", "ee ne olcak ?", "seneye alırız ya...". Arkadaşlar "bıldır yediğimiz hurmalar bu yıl götümüzü tırmalar" haberiniz ola! İnkılapla alay olmaz, estauzübillah küfre kaçar.

4 Ocak 2011 Salı

Lucifer düşer...


Birileri baş kaldırmalıydı... herkes haykırırken o susamazdı. Yapılması gerekeni yaptı, kanatsız da yaşayabileceğini anladı. İnsanlara kadim gibi görünenlerin bir zamanlar sorgulanabilir olması gerçeğiyle yaşayamazdı. İnsanlar için baş kaldırdı, insanlar yüzünden lanetlendi. Tanrı onu iradeli yaratmış iradesiz gibi davranmasını istemişti. Bu yükün altında kalmaktansa Tanrısız kalmayı tercih etti...

26 Aralık 2010 Pazar

[Sansürlü]


İyileşmek. Kabahatli yahut illegal madde bağımlılığından onanmış bağımlılığa geçiş. “Altı ay daha bu ilacı kullanacaksın, yoksa…” Yoksa ne? Her neyse… Metaforlar zihnimden testislerime yuvarlanıyor, bunu yazmalı:

İyileşmek aynı zamanda kimliği belirsiz şahıslardan son havadisleri almak anlamına geliyor. Garip bir şekilde gerçekleşiyor bu. Aynı filmlerdeki gibi, telefonunuza bilinmeyen bir numaradan acayip bir mesaj geliyor: “Bilmem kimin bilmem kimle bilmem ne ettiğini biliyor musun? Bir dost”. Bilmiyordum açıkçası. Demek istediği şeyin Bukowski çakması ifadesi şöyle: “Sevdiğin kadın şu an bir dallamayla öpüşüyor, ya da daha kötüsü onun taşaklarını yalıyor”. Neyse ki umursamıyorum [hatta o kadar umursamıyorum ki bunları yazıyorum, lanet olası sigarayı bırakacak zamandı sanki].

Aslında kimin kiminle ne yaptığından ziyade, esas sorun çok fazla yalana maruz kalmış olmak. Üstelik sadece yaratıcı yalanlara değil, yalan olduğunu bildiğin yalanlara da inanmak. Ve daha bir sürü şey…

Bu tecrübenin ana fikri nedir bilmiyorum açıkçası. [BU KISIM FEMİNİST İTİRAZLAR NEDENİYLE SANSÜRLENMİŞTİR] Bir de tekerlek var. Fakat hikâyeyi anlatmak istemiyorum bu sefer.